Mart 2025 · Gazete Oksijen · Analiz
Suriye'de Herkes İçin İleriye Doğru Hayati Bir Adım

Suriye'nin geçici yönetimi ile SDG arasındaki mutabakatın SDG-Şam ve SDG-Türkiye trafiğini olumlu yönde etkilemesi bekleniyor. Ateşkes süresince PKK kadrolarının Suriye'den tamamen çekilmesi ve PKK ile ilgili sürece dahil olmaları Türkiye'yi gözeten anlamlı bir ilerleme olacaktır.
Bugüne nereden ve nasıl geldik?
30 Eylül 2024 günü TBMM açılışında Devlet Bahçeli''nin DEM Parti sıralarına yönelerek T. Bakırhan ve beraberindekilerle tokalaşması, Kürt meselesinde yaşadığımız yeni sürecin başlangıç noktası kabul ediliyor. Öcalan''ı önce "örgütünü tasfiye etmeye" çağıran Bahçeli, sonraki hafta onu DEM Parti grubunda konuşma yapmaya ve "örgütün lağvedildiğini haykırmaya" davet edip kendisi için "umut hakkı" tartışmaları başlatınca meselenin ciddiyeti anlaşılmış oldu.
Türkiye siyaseti ve kamusal ortamı Bahçeli ve Öcalan''ın hızına yetişmekte zorlansa da 30 Eylül günü başlayan süreç inişleri ve çıkışlarıyla devam etti ve nihayet Öcalan''ın silahsızlanma çağrısı geldi. Gayet açık ve silahsızlanma kongresini toplama tavsiyesi değil talimatı veren çağrıya PKK tarafından da olumlu cevap verildi ve ilk elde ateşkes ilan eden örgüt silahsızlanma kongresini toplayacağını açıkladı. Bugün itibarıyla süreç büyük bir engel çıkmazsa PKK kongresinin toplanacağı ve silahsızlanmanın gerçekleşeceği istikamette ilerliyor.
30 Eylül günü kimsenin beklemediği bir tokalaşma ve hiç zemini yokmuş görünen sürecin esas dinamiğinin 7 Ekim''de İsrail''de kırılan fay hattının hızlandırdığı jeopolitik olduğu artık izahtan vareste olmasa da herkes tarafından daha iyi anlaşılmış görünüyor. Bu yönüyle 2013-15 yılları arasında yürütülen çözüm sürecine de benziyor. 2013-15 arasında Arap Baharı eylemlerinin bölgeyi istikrarsızlaştırması riski karşısında bir tedbir olarak ve Arap Baharı''na bir cevap olarak başlayan süreç yine jeopolitiğin baskın olduğu gerekçelerle sona ermişti.
Suriye Kürtlerinin silahlı örgütü YPG, geniş bir alana hakim olmuş ve Suriye''de bir Kürt koridoru oluşma ihtimali Türkiye''nin güvenliği için yüksek düzey alarm hali yaratmıştı.
Suriye iç savaşı başladıktan kısa zaman sonra Esad lehine savaşa müdahil olan "Direniş Ekseni"nin amirali İran ve Lübnan Hizbullahı Ekim 2023''ten bu yana İsrail''in saldırılarıyla birlikte hem içeride hem Suriye''de önemli oranda etkisizleşti. Zaten oldukça kırılgan olan bölgesel istikrar, İran''ın vekil ağının kollarını kopardığı gibi Suriye''de Esad''ın düşüşünün de yolunu açarak bölgede beklenmedik ve öngörülemez bir tablo yarattı. Özellikle ABD Başkanı Donald Trump''ın İran takıntısı da dikkate alındığında fay hatlarının daha da kırılabileceği muhtemel. Bugünden bakıldığında Türkiye''de "Bahçeli Girişimi" olarak başlayan yeni süreç esas olarak bu bölgesel istikrarsızlığın yaratacağı belirsizliğe karşı bir cevap arayışının ürünüydü.
Bu uzun arka plan bilgisinden güncele dönecek olursak mektup okundu ve silahsızlanma süreci fiilen başlamış oldu. Taraflar arasında süreçteki ilk ve büyük görüş ayrılığı da çağrıdan sonra ortaya çıktı. Mazlum Abdi çağrının kendilerini kapsamadığını belirtirken AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ve Devlet Bahçeli YPG''nin de tasfiye çağrısına dahil olduğunu vurguladılar.
Çağrı kimi kapsıyor kimi kapsamıyor?
Ben özetle çağrının doğrudan YPG''yi içermediğini ama YPG''yi sürecin dışında da tutamayacağımızı düşünüyorum. Suriye''de YPG açısından silah bırakmanın koşulları son bir haftada daha da zorlaşmışken YPG''yi de çağrıya dahil etmenin PKK kongresini ve silahsızlanmasını geciktirme riski barındırdığını da eklemeliyim. Bu nedenle Türkiye''deki süreci en azından bundan sonra Suriye''den ayrıştırmak gerekiyor. Birbirini etkilemesi söz konusu olmakla birlikte paralelde yürümesini beklemek jeopolitiği ıskalamak anlamına gelecektir. Özellikle Mazlum Abdi ile Ahmed Şara''nın entegrasyon anlaşması imzalaması ardından YPG sürecinin Suriye''nin kendi iç dinamikleri içinde bir çerçeve alacağı anlaşılıyor.
Makul olan PKK kongresini ve silahsızlanmasını kendi takviminde işletirken bu süreçte YPG ve SDG ile ilgili süreci de kendi özgün koşulları içinde işletmektir. Nitekim Mazlum Abdi, geçtiğimiz ay kendisine sorulan bir soru üzerine "Ne Suriye Irak''tır ne de Suriye''nin kuzeydoğusu IKBY''dir" şeklinde bir cevap verdi ve hem demografik hem de coğrafi bölge ayrımı vurgusu yaparak koşulların özgünlüğüne vurgu yaptı.
Dolayısıyla Suriye''de bir federatif yapı yahut adı konulmuş bir idari özerkliğin bugünkü koşullarda masada olmayışını Suriye''nin özgül koşulları ve Suriye''deki tarafların güç dengesi ile açıklamak mümkün. Ancak Suriye''nin aşırı merkeziyetçi bir devlet olamayacağı da bir o kadar aşikar görünüyor.
Mutabakatın kazananları
Bu noktadan hareketle merceği esas konuya, SDG lideri Mazlum Abdi ile Suriye''nin geçici Devlet Başkanı Ahmed Şara arasında imzalanan mutabakatın SDG-Şam ilişkilerine ve bunun Türkiye''de yürüyen süreçle ilişkisine çevirebiliriz.
SDG ile Şam arasında imzalanan mutabakatın kazananları listesini uzatabiliriz ama ben Şara ve Kürtler açısından önemini vurgulamakla yetineceğim. Alevi bölgesinde yaşanan sivil katliamını önleyemeyen Şara''nın meşruiyeti büyük ölçüde zedelenmiş, ülke Irak''ın 2005 yılına benzer bir kaosun eşiğine sürüklenmişti. Daha önce Kürtler ve Dürziler ile diğer askeri yapıları kendilerine katılmaya çağıran Şara''nın entegre olan gruplara bile hükmedemediği, bu yolla bir yeniden inşanın büyük ölçüde zayıfladığı da aşikar olmuştu. Böyle bir aşamada yapılan bu mutabakat, Şara''nın meşruiyetini kendisine yeniden teslim ederek hem Şara''yı hem Suriye''nin geleceğini uçurumun eşiğinden almış oldu.
Merkezinde ABD''nin olduğu anlaşılan ancak Türkiye''nin onayı olmadan gerçekleşmesi pek mümkün görünmeyen mutabakatın Kürtler için tarihi bir kazanım olduğunu teslim etmek gerekiyor. Daha geçtiğimiz günlerde Suriye Diyalog Konferansı''na davet edilmeyen ve iç savaş öncesi Suriye''de önemli bir bölümünün nüfus cüzdanı sahibi bile olamadığı Kürtler, yeni devletin inşasında kurucu unsur olarak yer alacaklar. Diğer taraftan Suriye Kürtlerinin artık asli unsur olarak Türkiye''nin gözünde meşruiyet problemini önemli ölçüde gidermiş olmaları beklenecektir. Türkiye''nin Rojava''ya askeri operasyonu ihtimali ortadan neredeyse tamamen kalktı. Bu durum Suriye Kürtlerine rahat bir nefes aldıracak ve Türkiye ile ilişkilerini pozitif etkileyecektir. Batılı ülkelerin "Kürtler ne olacak?" sorularını da önemli oranda izale edecek mutabakat, Şara''nın Batılı ülkeler nazarında meşruiyetini pekiştirecek. Aynı zamanda ülkede iç gerilim ihtimalini de azaltma yönünde motivasyon sağlayacak bu girişim Ankara açısından hem güvenlik risklerinin minimize olması hem de kalkınma konusunda fırsat penceresi olacak.
Suriye Kürtlerini asli unsura ve Mazlum Abdi''yi Suriye Kürtlerinin temsilcisi bir devlet adamına dönüştüren mutabakatın Türkiye''de yürütülen sürecin bir sonucu olmakla birlikte sınır içinde bazı olumlu gelişmelerin sebebi de olabileceğini öngörüyorum. 2015''te Suriye''nin kuzeyinde tıkanmış ve 2024''te o düğümü çözmek üzere başlamış süreç gereği Öcalan''dan gelen silahsızlanma çağrısı ve PKK cenahının olumlu cevabı hem Suriye hem de Türkiye sathında kolaylaştırıcı bir işlev görmeye devam edecek görünüyor.
Yukarıda bahsettiğim gibi silahsızlanma çağrısı değilse bile sürecin SDG''yi kapsadığını göz önünde bulunduracak olursak, PKK tarafında başlayacak silahsızlanma SDG''nin entegrasyonunu da kolaylaştıracaktır. Silahsızlanma her zaman silahları gömmek anlamına gelmiyor, silahların tehdit olmaktan çıkması da sürecin ihtiyacını giderecektir. Yani PKK için elzem olan silah bırakma, Suriye Kürtleri için başka bir formüle dönüşebilir. SDG''nin tamamen yahut kısmen silahsızlanarak merkeze entegre olması yahut merkeze bağlı bir güç olarak varlığını koruması tarafların, özellikle Türkiye''nin rıza göstereceği bir formülde gerçekleştiği taktirde sürecin SDG''yi kapsayan ayağı tamamlanmış olacaktır.
Tanınma, entegrasyon, çatışmasızlık
Halihazırda yapılan anlaşma tanınma, merkeze entegrasyon ve çatışmasızlık ilkelerini öne çıkarmasıyla Suriye''nin geleceğinde ileriye doğru önemli bir sıçrama niteliği taşıyor. Ancak Suriye''de herkesin zamana ihtiyacı var.
Mutabakatın üçüncü maddesi olan ateşkes, SDG ile Şara yönetiminin tıkanıklıkları aşmak için silaha başvurmayacakları anlamına geliyor. Bu da tarafları mümkün oldukça müzakereye zorlayacaktır. Halihazırda HTŞ ile SDG arasında bir çatışma zaten yoktu. Tişrin Barajı çevresindeki çatışmalar Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) ile SDG güçleri arasında zaman zaman alevleniyor. Yani HTŞ bu çatışmaların henüz tarafı değil gibi görünüyor. HTŞ''nin Şam''ı almakla neticelenen aralık operasyonundan bu yana Kürt güçleriyle karşı karşıya gelmemeye özen göstermesi ve SDG''nin durumu bir fırsatçılığa dönüştürmemesi tarafların iyi niyet göstergesi olarak ön açıcı oldu.
Şiddetin Suriye''deki yıkıcı etkisini ve yeniden yapılanmaya ket vuracağını bilen tarafların kolaydan başlayacağını, sivil kurumların entegrasyonunda pek zorluk yaşamayacakları tahmin ediyorum. Dolayısıyla doğal beklenti sivil entegrasyon devam ederken silahlı çatışmasızlık halinin devam etmesi. Halihazırda aktif bir çatışma hali olmadığından HTŞ ve SDG güçleri içinden herhangi bir grubun bu anlaşmanın hilafına davranması beklenmiyor. Ancak Suriye''nin tamamına hükmetme ve bütün silahlı grupları bünyesine katma iddiasında olan Şara''nın SMO güçlerini durdurması da başka bir doğal beklenti. Fakat burada esas belirleyici gücün Şara ve HTŞ değil Türkiye olduğunu da herkes biliyor.
Anlaşmanın başka önemli bir maddesi, diğer maddelerin uygulanması için belirlenen süre. Buna göre oluşturulacak yürütme komiteleri anlaşma maddelerinin en geç yıl sonuna kadar uygulanması için çalışacaklar. Bu süre hem uzun hem kısa. Bu kadar istikrarsız bir bölgede, önümüzdeki dokuz ayda neler olacağını kestiremeyeceğimiz için uzun. Ancak yine bu istikrarsızlık sebebiyle de anlaşmanın işlemesi zaman istiyor ve bu süre dokuz ayı geçebilir. Bu süre zarfında işler ileriye doğru devam ederse tarafların süreyi uzatabileceklerini tahmin edebiliriz. Şara''nın Ulusal Konferans''ı toplama biçimi ve kapsayıcılıktan yoksunluğu gibi örnekler dikkate alındığında da itidali elden bırakmamak gerekiyor. Her halükarda SDG, ABD''nin bölgeden çekilme yönündeki belirsizliği ve Türkiye''nin tehditleri karşısında sıkışmış olsa da Şara da "devrimin" meşruiyetinin ve başarısının yolunun Kürtlerle uzlaşmaktan geçtiğinin farkında.
Sonuç
Suriye gibi istikrarsız, henüz toparlanma emareleri zayıf olan ve silahların daha fazla konuştuğu bir bölgede 70 binden fazla üyesiyle HTŞ''den daha kalabalık ve bir düzenli ordu hüviyetindeki SDG''nin bugünden yarına PKK gibi silahsızlanması ve tasfiyesi mümkün görünmüyor. Ancak PKK sathında bir silahsızlanma sürecinin de Suriye Kürtlerinin entegrasyonunu kolaylaştırdığı görülüyor.
Şara ile Mazlum Abdi arasındaki mutabakat aynı zamanda Suriye''yi yeni bir iç savaş riskinden alıkoyuyor. Yeni bir iç savaşın ekonomik, sosyal ve göç maliyetini üstlenebilecek herhangi bir bölgesel ve küresel aktör olmayışı bu aktörleri de anlaşmayı zorlamak yönünde harekete geçiriyor. Suriye''ye dönük yaptırımların kaldırılarak ülkenin rahat bir nefes almasını sağlayacak gelişmeler de bu anlaşma ile daha mümkün hale gelmiş görünüyor. İleriye doğru atılmış bu hayati adımın SDG-Şam ve SDG-Türkiye trafiğini olumlu yönde etkilemesi bekleniyor. Ateşkes süresince PKK kadrolarının Suriye''den tamamen çekilmeleri ve PKK ile ilgili sürece dahil olmaları Türkiye''yi gözeten anlamlı bir ilerleme olacaktır. Türkiye''den gelecek her olumlu reaksiyon ve eylemin de trafiği ileriye doğru güçlü bir şekilde hızlandıracağı, dolayısıyla Suriye''nin çoğulcu bir yeniden inşasına katkı yapacağı hem tahmin hem de temenni olarak yazının son cümlesi olmaya uygun düşüyor.
Suriye Demokratik Güçleri kimlerden oluşuyor?
Kürtlerin ağırlıklı olduğu ancak Arap, Süryani, Ermeni ve Türkmen gruplar da barındıran SDG''nin silahlı gücünün büyük kısmını YPG oluşturuyor. ABD tarafından desteklenen grubun 10 Ekim 2015''te ortaya çıkış amacı, IŞİD ile mücadeleydi. Ancak Türkiye''nin YPG''ye yönelik operasyonları nedeniyle defalarca Türk askeriyle ve Türkiye''nin desteklediği SMO ile çatıştı. Bazı kaynaklara göre 100 bin kişi kadarlar. Liderleri Abdi, 2012''ye kadar doğrudan PKK üyesiydi. Türkiye''nin yanı sıra Interpol''ün de arama listesinde yer alan Abdi için Abdullah Öcalan''ın "manevi oğlum" diye söz ettiği bazı haberlere konu olmuştu.
İlk işbirliği alanı: Cezaevindeki IŞİD''liler
"SDG ile Şam yönetimi arasındaki erken işbirliği alanlarından biri, IŞİD tutuklularının bulunduğu hapishane ve kampların kontrolü olabilir. Bu kapsamda, SDG ve Şam yönetiminin ortak bir mekanizma aracılığıyla bu kampları gözetlemesi, hem SDG''nin varlığı sebebiyle uluslararası koalisyonun güvenlik endişelerini giderecek hem de sorumluluğun tamamen Kürtlerin omzunda kalmasını engelleyecektir."