← Yazılar

Eylül 2026 · Perspektif · Kültür

Maçın Hikayesi: Em Hatin

Kendi rengiyle lige gelen bu takım, renginden feragat etmeden ligin eşit bir parçası olmak istiyor: Halkının iyi bir temsilcisi ve futbolun kaliteli bir parçası.

Önceki pazar günü Diyarbakır Stadyumu’nun tribününde, altmış yaşlarını geçkin bir teyze ilk yarının son düdüğüne doğru herkese WhatsApp’tan maçın son durumunu iletiyordu. Bu, maça gitmeyenleri ya da gidemeyenleri güncelleme işi yaygındır ama Diyarbakır’da biraz farklıdır. Bu tribüne herkes bilet bulamaz, bir. Bu, işin nispet kısmıdır. İkincisi, çok fazla insan bir maça ilk kez bu tribünde, Amedspor için gelir. Bu bildirim, “Ben bugüne kadar pek yapmadığım bir şey yapıyorum” da demektir. Önümdeki teyzenin telefonuna kısa göz misafirliğimde Cevşen Okuma Grubu’na gönderilen güncellemeleri gördüm. 1-0, 2-0 ve ilk yarı bitti.

Devre arasındaki kısa sohbetimizde ilk yarıda Fetih Suresi’yle maça girdiğimizi ama ikinci yarıda Nas-Felak ve Ayet’el Kürsi ihtiyacımız olduğunu, cevşen grubu cevşen okurken cüz grubunun da defansa gelmesini rica ettim. Yanında oturan eşi, ellerini göğe doğru uzunca uzatarak, sabahtan beri dua ettiğini söyledi: “Allah’ım ism-i azamın hürmetine…” derken vecd ile titreyen sesi statta yankılanan “Werne Werne” şarkısının gürültüsünde kayboldu ve stadın hemen her yerinde irili ufaklı, küçüklü büyüklü halay alayları başladı. Hemen arkamdaki halayda Kürt siyasetinin sembol isimlerinden Ayla Akat da vardı.

Diyarbakır ilk kez Süper Lig’e takım yollamıyor ama Amedspor ilk kez Süper Lig’e geliyor. Diyarbakır Emniyet Müdürü merhum Gaffar Okkan’ın himayesinde yükselen Diyarbakırspor’un yine coşkulu bir taraftarı vardı ama “devletin takımı” gölgesi de de takımın üstünde bir gölgeden fazlasıydı. Hamisinin Gaffar Okkan olması, gittiği deplasmanlarda “PKK dışarı” sloganlarından alıkoyamıyordu elbette. Biraz “Almanya’da yabancı, Türkiye’de Almancı” misali, ne o ne bu olabiliyordu tam olarak ve iki cami arasındaki beynamaz gibi kalıyordu çoğu zaman. Diyarbakırspor’un bu gerilimden bunalıp “Devletin değil halkın takımıyız” pankartıyla çıktığı da oldu ama nafile. Devletin projesi tutmadı ve halk temsiliyeti onu bugünkü Süper Lig’de tutamadı. Şimdi pek haberini duymuyoruz, galiba amatör kümede mücadele ediyor.

Amedspor, Tanıl Bora’ya selamla, Diyarbakırspor’un yaşadığı o gerilime bir cevap olarak doğdu: Halkın kendisini temsil etmesi ve doğrudan halka yaslanması beklentisi ile “devletin futbolu idare ve futbolla idare” siyaseti arasındaki gerilime. Halkın takımı ve halka yaslanan bir takım olacak ve spordaki skordan öte halkının değerlerini temsil edecek, bir değerler setiyle hareket edecekti. Öyle de oldu. Ama hem başarıdan yoksun bir niyetin karşılık bulamayacağını müdrik olarak başarıyı kovaladı hem de takımın adı Amedspor olduktan beri haksızlık ve zorluklar birbirini kovaladı.

“Karanlık Yollardan Geçtik, Zehir Gibi Sular İçtik”

Amedspor 2014-15 sezonundan itibaren uzun bir haksızlıklar silsilesine maruz kaldı. Haksızlık onu halkına daha fazla yasladı ve halkı onun arkasına kenetledi. Başarı bu kenetlenmeyi perçinledi. Amedspor’un neler yaşadığını uzun anlatmayacağım, dileyenler KSC’nin “Kesk û Sor û Zer: İnat, Umut, Futbol” raporunu bulup okuyabilirler.

Bu taşlı dikenli yolun sonunda Amedspor’un Süper Lig’e yükselişi Kürt toplumunda öngörülenin çok ötesinde bir coşku yarattı. Bunu futbolun yeni bir ifade alanı oluşundan Kürt toplumundaki kamusal alanın genişliğine, sivilleşmeden çözüm sürecine birçok faktörle açıklayan oldu, hepsinin haklılık payı var. Ama hepsini içeren ve ötesine geçen bir hüviyeti var bu coşkunun.

Türkiye’de Kürt toplumu hızlı bir sosyolojik dönüşüm yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Daha kentli, daha eğitimli, Türkiye’yi ve dünyayı daha iyi tanıyan, Kürt kimliğini daha açıktan taşıyan ama daha Türkiyeli bir demografiden bahsediyoruz artık. Bu dönüşüm ve ortaya çıkardığı yenilik, yeni tür taşıyıcılara ihtiyaç duyuyor. Örneğin kederde ve tasada sınırları aşan bir duygudaşlığı biliyoruz ama Amedspor dünyanın hemen her yerindeki Kürtleri coşkuda birleştirebilen nadir şeylerden biri.

KSC’nin araştırmasına göre Amedspor taraftarının sayısı yetişkin Kürtler içinde dört yılda dört katına çıktı ve Süper Lig öncesi 4 milyona ulaştı. Diyarbakır Barometresi’nin Nisan ayı verilerine göre Amedspor Diyarbakır’da Galatasaray efsanesini geride bıraktı. Artık Diyarbakır’da ilk takımı Amedspor olanlar, Galatasaray olanlardan hayli fazla.

Amedspor’un Süper Lig serüveni öncesi herkes kaygılı ve temkinliydi. “Acaba başarabilecek mi?” sorularını “transfer nerde?!” isyanları takip etti. Derken önce Erzurumspor’u on yılın ardından eli boş gönderdi, peşinden Salah’lı Trabzonspor’u nefis bir oyunla alt etti. Başakşehir’e 5 attı ve ligin en dinç takımı Beşiktaş’ı boynu bükük göndererek milli maçlar için verilen uzun araya lider olarak girdi. Amedsporlu herkesin önümüzdeki üç haftalık rutini gece yatmadan önce puan tablosuna bakmak oldu.

Her hafta bir öncekinden heyecanlı, her maç bir öncekinden coşkulu geçiyor. Seyahatler ve misafirlikler maça göre planlanıyor, futbolun kaç kişiyle oynandığını bilmeyen annelerimiz Gift Orban’a dualar ediyor, ofsayttan anlamayan eski sevgililere bilet ayarlamak suretiyle şanslar yeniden deneniyor, düğünlerde dev ekranda verilen Amedspor maçında Dia Saba’nın attığı golden sonra halay-malay hak getire görüntüler dolaşıyor. Maç günleri şehirdeki Amedspor mobilizasyonu ve ekonomisi henüz rakamlarla ölçülemiyor ama izahtan vareste bir vaziyet alıyor. Örneğin Passolig uygulaması her Amedspor maçı öncesi ziyaretçi rekoru tazeliyor. Son birkaç aydır kim kiminle oturduysa mutlaka Amedspor konuşuyor, bugüne kadar takım tutmayanlar, futboldan anlamayanlar “bana ne oldu bilmiyorum” diye başlayıp Besnik Hasi’nin rakip analizindeki incelikleri anlatıyorlar.

Bunu “karanlık yollardan geçip, zehir gibi sular içen” Amedspor’un Amedspor kalmaktaki direncine ve “Diren Ha Diyarbekir” diye diye gelen başarısına borçluyuz. Bu bir halkın bağrında yeşermiş bir kulübün halkının sesini gol atarak duyurmasının hikayesidir. Bu, halk her maçta kim olduğunu kendine de dünyaya da yeniden haykırmaktadır: Kale arkası “Kî ne em?” diye sorar ve maratonlar “Kurd in em!” diye yankılı bir cevap verir. Bu, buraya kadar kim olarak gelindiğinin altını çizmek içindir.

Amedspor hem halkının iyi bir temsilcisi hem de bugüne kadar oynadığı futbolla gözlerin pasını silen iyi bir takım oldu. Bununla bitmedi. Taraftarlar bugüne kadar gelen rakipleri de Kürdün misafirperverliğine yaraşır şekilde ağırladı, gittiği yere de elinde çiçeklerle ve dostluk mesajlarıyla gitti. Trabzonspor’u Kazım Koyuncu’nun “Uy Aha” şarkısıyla uğurladı. Beşiktaş taraftarıyla ciğer yiyip Rojin’in mezarını ziyaret etti. Maç günleri sosyal medya Amedsporlu editler deryasına dönüşüyor. Yani Kulüp Başkanı Nahit Eren’in ısrarla söylediği gibi Amedspor Süper Lig’e kendi rengiyle geldi ve renk kattı. Bu rengin Süper Lig’i ne kadar güzelleştirdiğini görmek için insaf gözüyle bakmak yeterli.

Beşiktaş maçında taraftar gruplarının yaptığı koreografi ve stattaki on binlerin, Bremen Dayanışma Korusu’nun marş ritmiyle çaldığı “malan bar kir lê lê / çû ne waran lê lê” şarkısına vecd ile eşlik etmesi ve nihayetinde koreografide gördüğümüz “EM HATIN” yazılı forma, Amedspor’un hikayesinin çok iyi bir özeti aslında. “Malan Barkir” zorunlu göç ve sürgün anlatan bir ağıtken bir taraftar marşına dönüşmüş ve geçen yıl takım otobüsünün önünde “EM TÊN” (geliyoruz) yazan Amedspor’un tribünü şimdi “EM HATIN” (biz geldik) koreografisiyle hikayenin bir faslını başarıyla tamamladığını göstermiştir.

Bu yeni fasıl elbette zor geçecektir ama Amedsporlular şimdilik 16 Mart 2025’ten beri evinde yenilmiyor olmanın, üç şampiyonu sıfır puanla uğurlamanın ve en az üç hafta sürecek liderlik koltuğunun keyfini sürmeyi tercih ediyor.

Bitirirken; devletin siyasetiyle halkının temsiliyeti arasındaki gerilimde yaşayan Diyarbakırspor, Uğur Nazlıcan’ın deyimiyle “şiddetin uzun zaman sonra Diyarbakır’da yine hücum futbol oynamaya başladığı” bir ortamda ligdeki dalgalı serüvenini sürdürmüş ve başaramamıştı. Bugünkü Amedspor, bu ismi bir çözüm süreci atmosferi içinde alabilmiş, süreç bozulunca eziyet dolu bir darboğazdan geçmişti. Ama kendisini zor bela da olsa Süper Lig’e atmayı başardı. Bugün yine bir barış atmosferinin içindeyiz. Artık çatışma değil diyalog oyunu kuruyor ve ileri üçlü bizi ölüme değil yaşama, ayrışmaya değil birleşmeye doğru koşturuyor. İzleyen herkes kaygısı cebinde, eli böğründe gücünün ötesinde bir destekle destekliyor.

Futbol yine futbol olarak kalamıyor ama futbolun futbol kalabilmesi de gerekiyor. Amedspor elbette bir kulüpten fazlasıdır ama her şeyden önce bir futbol kulübüdür. Ondan mümkünün ötesinde, abartılı beklentiler içinde olmak da kimliğinden soyutlamak da doğru değil. Bir hikayenin ne tamamıdır ne de ondan azadedir, hikayemizin bir parçasıdır. Kendi rengiyle lige gelen bu takım, renginden feragat etmeden ligin eşit bir parçası olmak istiyor: Halkının iyi bir temsilcisi ve futbolun kaliteli bir parçası. Türkiye Süper Lig’inin tepesinde yer alan ve yüz yıldır birlikte yaşadığımız halkın bağrında filizlenmiş bu başarı hikâyesine “bir cisim yaklaşıyor” yabancılığıyla değil, Anadolu kulüplerinin İstanbul’a karşı mücadelesinde güçlü bir paydaş olarak bakmak gerekiyor. Böyle bakıldığında Amedspor’un toplumsal bütünleşmeyi güçlendiren bir köprü olma hüviyeti de Besnik Hasi ve öğrencilerinin futbol arenasına getirdikleri kalite de daha berrak görünecektir.